BİTMEYEN YOL


“Çıktığın yolda bugün yelken açık

Gözlerin arkaya çevrilmeyecek pervasız

Yürü hür maviliğin bittiği son hadde kadar

İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar”

Bir köy otobüsünde yapılmış yolculuğun adıdır bu. İçerde bir yığın düşünce, içerde hayat. Dışarıda ise çorak toprakların suya hasret, solgun, küskün rengi. Bi yerlere gidiliyor amansızca. Sürüklüyor yaşam hoyratça. Herkeste ayrı bir gaye. Ya sonrası? Kendi içimizde yaptığımız sonsuz yolculuklara inat, gidişimiz de belli, yolculuğumuz da… Konfor kuramını gerilerde bırakmış koltuklara yükleniyor yorgun bedenler. Aralarına sıkıştırılmış naylon bardaklar ve çekmeye dahi zorlandığımız sert, mavi perdeler biraz daha gün yüzüne çıkarıyor gerçekleri. Bir an ölüm ihtimali gözetiliyor. Ama sadece bir an. Bu kadar hatırda kalması, yalnızca dillerde bulunması da boş vermişlikten ileri geliyor. Bu gidiş niye? Eski yoksunu insanların şaşkın bakışlarına maruz kalıyor yıllar yılı yolcu taşımış, kırık dökük otobüs. Sorsak dile gelir mi acaba? Anlatır mı hangi yollarda, neler gördüğünü? Nerede yaşlandığını, nerede çürüdüğünü? Anlatamaz elbet. Dili yok kalbinin.

İnsan ömrü bu ya! Bu garib otobüse benzettim. İnsan ne kadar da benziyor. Yepyeni bir model olarak açarız dünyaya gözlerimizi. Düşeriz hayatın zor, dolambaçlı yollarına. Büyürüz farkında olmadan. Zaman geçtikçe fark ederiz sırtımızda ki yükün ağırlığını.

Hepsi ayrı ayrı yerler edinir yüreklerimizde. Biz de çaresiz kabulleniriz. Kimi demlerde kaldıramaz, kalırız olduğumuz yerlerde. Yoruluruz gün geçtikçe. Yaz, kış demeden senelerce koşarız. Bazen ne için koştuğumuzu bile bilmeden. Sürpriz molalar veririz kırık gönüllerimizle. Belki ,, belki uzun. Akrep ve yelkovanın birbirini takip etmesinin bizi dinlendireceğini zannederiz. Oysa değişen hiçbir şey yoktur hayatımızda. Sadece camı siler geçeriz.

Ve tekrar hissederiz yüzümüze çarpan sert rüzgârı. Sağlam olamayan köprülerden, korkutan uçurumlardan, hayallere sürükleyen deryalardan geçeriz. Bazen tehlikeye atacak kadar hızlı, bazen miskinliğe varacak kadar yavaş yaşarız hayatımızı. Bu gidiş niye? Bu koşuşturma neden? Neden hancı değiliz de yolcuyuz? Durmak yok öyle emredildi insana. Doğdun ama öleceksin. Geldin ama geçeceksin. Bu ömürcüklere neler yüklenmez ki uzun gibi görünen kısacık zaman dilimlerinde. Her geçtiğimiz yerden yeni bir sevinç, yeni bir acı, yeni bir dost yada yeni bir düşman katarız valizimize. Beraberimizde götüreceğimiz ilmimiz,salih amelimiz, günahlarımız vs… Gözlerimizde belki hayatın bıkkınlığı, belki de daha doyamamanın verdiği istek hali. Yollarımız nerede son bulur bilinmez. Böyledir bu düzen, bozamayız. Bu dünya bitmeyen yol, bizler de yolcularıyız…

BERCESTE

11 Kasım 2008 Salı

0 Comments:

 
Düş'müşüm - Wordpress Themes is proudly powered by WordPress and themed by Mukkamu Templates Novo Blogger